Ama Biliyorsunuz ki Toplum Buna İzin Vermez...


Herkes kendi duyumlarından, duygularından, düşüncelerinden, davranışlarından, ihtiyaçlarından ve bunları nasıl karşılayacağından kendisi sorumludur.  Kişinin kendinden sorumlu olması bakış açısının temelinde, herkesin psikolojik ve fizyolojik ihtiyaçlarını hemen ve tam olarak karşılama kapasitesine ve her durumda istediği tepkiyi verme özgürlüğüne sahip olduğu inancı vardır. Bir başka deyişle, kişi kendi değerlerini oluşturabilir, ne yapması gerektiğine karar verebilir, kendisi için neyin önemli ve geçerli olduğunu belirleyerek kendine uygun olan davranışları seçebilir. Bu noktayı vurgulamak için Perls “sorumluluk” kavramının aslında “tepki verme becerisi” olduğunu pek çok yerde ifade etmiştir.  

Ancak bazı kişiler ihtiyaçlarını karşılama ve istedikleri tepkiyi verme özgürlükleri olmadığına inandıkları için, tepki verme becerisine sahip olmadıklarını düşünürler. Böyle kişiler “ama biliyorsunuz ki toplum buna izin vermez”, “ben bunu doğru bulmasam da topluma uymak gerekir”, “toplum bunu kabul etmez” gibi ifadelerle sorumluluk almaktan kaçınırlar. Bu kişiler adeta “toplumun” onların ihtiyaçlarını karşılamasını ya da en azından ihtiyaçlarını karşılaması için onlara izin vermesini beklerler. Kendi ihtiyaçları için yakınlarını veya diğer insanları suçlarlar. Kendilerini acındırarak, bağırıp çağırarak ya da duygu sömürüsü yaparak sorumluluklarını üstlenmek istemezler. Örneğin “eşim benimle konuşmuyor ki”, “ama sınavda çok zor sorular sordular”, “kavgayı o başlattı” gibi ifadelerle sorumluluğu bir başkasına ya da duruma atarlar ve çok da haklı olduklarını düşünürler. Kuşkusuz haklı oldukları tarafları vardır, ama böyle düşünerek sorunun ortaya çıkmasındaki kendi rollerini görmek istemezler ve kendilerini “çaresiz” bırakırlar. Böylece sık sık “zavallı ben” oyunu oynamak durumunda kalırlar.

Genellikle kendi duygu, düşünce ve davranışlarımızın sorumluluğunu almakta en çok zorlandığımız durumlar, bizim için önemli insanların bizden istedikleri ve bekledikleri ile bizim istek ve ihtiyaçlarımızın birbirine uymadığı durumlardır. Bazı kişiler böyle durumlarda kendi sorumluluklarını üstlenerek, bu istek ve beklentilerinin yerine getiremeyeceklerini söylemek yerine, ya onların bu istek ve beklentilerini istemeye istemeye gerçekleştirip kendilerini kötü hissederler ya da onları bu istek ve beklentilerinden dolayı suçlarlar, onlara kızarlar ve yine kendilerini kötü hissederler. Bu da “zavallı ben” oyununun bir başka şeklidir. Bu oyunu oynayan kişiler, başkalarının isteklerinden dolayı kendilerinin “mağdur” durumda bırakıldıklarına inanırlar ve kendilerini onların her istek ve beklentilerini yerine getirmek “zorunda” hissederler. Oysa kendi sorumluluğunu üstlenen ve tepki verme becerisini geliştirmiş olan bir kişi, karşısındakine, neden onun istek ve beklentilerini yerine getiremeyeceğini uygun şekillerde açıklayabilir ve başkaları da onun istek ve beklentilerini gerçekleştirmediğinde onları suçlamaz.
İnsanın kendi sorumluluğunu üstlenmesi çoğu kez hiç de kolay olmaz.

Kuşkusuz çevremizde olup biten her şeyden biz sorumlu olamayız. Ancak kendi yaptıklarımızdan, düşündüklerimizden, duygularımızdan ve seçimlerimizden biz sorumluyuz. Kendi sorumluluğunu üstlenen kişiler, örneğin “gördün mü, başıma neler geldi” ifadesi yerine “gördün mü bak başıma neler geldi ve ben böyle davranmayı seçtim” ifadesini veya “çok öfkelendirdi beni ve kendimi tutamayıp onu dövdüm” yerine “çok öfkelendim ve onu dövmeyi seçtim ya da kendimi tutmamayı seçtim” gibi ifadeler kullanırlar. Böylece o sefer öyle davranmayı seçmiş olduklarını kabul ederek, bir dahaki sefere yine “öyle ya da başka şekilde davranmayı” seçme özgürlüğünü kendilerine tanımış olurlar. Aksi takdirde yani bir başkasının bizim davranışlarımızı yönlendirmesine izin verdiğimizde ve sorumluluğunu üstlenmediğimizde, hem özgürlüğümüzü kısıtlamış, hem de kendimizi çaresiz ve güçsüz bırakmış oluruz. Ancak yaptıklarımızın farkına varır ve sorumluluğumuzu üstlenirsek “farklı tepkilerde bulunma becerisini” geliştirebilir, özgür ve kendine güvenen kişiler haline gelebiliriz.

 
Kaynak: Gestalt Terapi , 2012