Obezite Nedir?


Obezite son yıllarda sadece Amerika’nın problemi olmaktan çıkarak tüm dünyada olduğu gibi bizim ülkemizde de oldukça sık karşılaşılan ciddi bir sağlık sorunu haline gelmiştir. Kilo, birçok toplumda olduğu gibi bizim toplumumuzda da özellikle kadınlar için önemli bir sosyal sorun olmaktadır. Bu sorun, toplumun zayıflığa verdiği değer ile daha çok artmaktadır. Güzellik ideallerinin aşırı ince ve gerçek dışı olduğu toplumda kilolu insanlar önyargıya ve ayrıma maruz kalabilmektedirler.
 
 
Obezitenin sebeplerine baktığımızda genetik faktörler, fizyolojik faktörler, yaşam şekliyle ilgili faktörler ve psikolojik faktörler gibi birçok faktörün rolü olduğunu görmekteyiz.
  • Genetik faktörler: genetik faktörün altında sıklıkla hormanal düzeye dayalı nedenler yatar. Yani ailesel yatkınlık obezite gelişiminde oldukça önemli bir paya sahiptir.
  • Fizyolojik faktörler: ergenliğe geçiş dönemi, gebelik ve gebelik sayısı, menopoz gibi etkenler kilo almayı tetikleyebilmekte ve obezite gelişimine zemin hazırlayabilmektedir.
  • Yaşam biçimiyle ilgili faktörler: sağlıksız beslenme (besinlerle aşırı yağ, şeker alımı, sık sık enerjiden zengin gıda ve içecek tüketimi) düzensiz beslenme (öğün atlama), yaşla birlikte aktivitenin azalması, sporun bırakılması, evde ve televizyon başında daha sık zaman geçirme gibi pasif ve hareketsiz bir yaşam obezite gelişimde rol oynamaktadır.
  • Psikolojik faktörler: stres, yalnızlık, çaresizlik, mutsuzluk, öfke gibi duygulara tepki olarak yemek yenmesi, gece yeme sendromu, depresyon, kaygı gibi psikolojik rahatsızlıklarda da obeziteden söz edilmektedir.
Bu faktörlerin bazen biri, bazen de birden fazlası bir araya gelerek obeziteye neden olabilmektedir. 
Davranışsal ve psikolojik faktörler obezitede oldukça önemli bir role sahiptir. Kişilerin psikolojisi kilosunu etkileyebildiği gibi kişinin kilosu da psikolojini etkileyebilmektedir.

Kilo problemi olan ve kilo verme programına başlayan kişilerde, psikolojik faktörlerin kilo alımındaki etkisi ve bu faktörlerin zayıflama programına uyum sürecini ve harcanacak çabayı nasıl etkileyeceğini bilmek oldukça önemlidir.
Psikolojik faktörlerin en çok kendini gösterdiği durum Duygusal / Tepkisel Yeme Sendromudur.
 
Duygusal / Tepkisel Yeme Sendromu Nedir?
Bazen sadece karnımızı doyurmak için değil, tadını sevdiğimiz için ya da keyif aldığımız için de bir şeyler yiyebiliriz. Ancak, bu sık sık olmaya başlamışsa ve stres, mutsuzluk, yalnızlık, çaresizlik, öfke gibi olumsuz duygular yaşandığı zaman aniden gelişen bir şeyler atıştırma isteği ile kişi yemeye yöneliyorsa burada duygusal yeme sendromundan söz edilebilir.

Duygusal yeme davranışında kişiyi yemeye yönlendiren şey aslında “açlık” değil, “baş edilemeyen olumsuz duygulardır”. Açlık aşamalı gelişen, midede hissedilen bir duyumdur ve bekleyebilir. Fakat duygusal yeme atağı aniden gelişen ve özelliklede ağızda, “bir şeyler yeme isteği” olarak beliren ertelenemeyen, hemen tatmin edilmesi gereken bir istek olarak ortaya çıkmaktadır. Duygusal duruma bağlı olarak yemeye yöneliyorsanız, daha çok çikolata, pizza gibi çabuk tüketebileceğiniz, atıştırabileceğiniz belirli yiyecekler tercih edilir. Ama aç olduğunuz zaman seçenekler daha fazla olacaktır. Ayrıca eğer olumsuz bir duygu ile başa çıkabilmek için yiyorsanız kontrolsüzce yemeğe devam edersiniz ama aç olduğunuz için yiyorsanız doyduğunuz zaman yemeyi bırakırsınız.

Duygusal yeme sorunu olan kişiler yemeği duygularını bastırmak için bir kaçış aracı olarak kullanmaktadırlar. Baş edemedikleri olumsuz duyguları hemen bir şeyler atıştırarak, kendilerini o an için rahatlatırlar. Sorunlarla yüzleşmek, stresle başa çıkmak ve problem çözmeyi ertelemek için bu kişilerin yedikleri, dikkatin dağılmasını sağlayarak bir ağrı kesici görevi görür, ancak bu etki sadece kısa bir süre içindir. Daha sonra tekrar karşılaştıkları sıkıntı verici ve baş etmesi güç duygularda, kendilerini tekrar yemekle yatıştırmaya çalışırlar ve bu böyle tekrar eder. Duygusal yeme eğilimi olan kişiler, artık bir süre sonra fazla kilolu kişiler haline gelir ve sonraki süreçte baş etmeleri gereken şeyler artar. Başta ortaya çıkan stres, mutsuzluk, çaresizlik, öfke duyguları yedikten sonra yerini pişmanlık, suçluluk, başarısızlık düşüncelerine bırakır. Zamanla bu durum tam bir kısır döngüye dönüşüp, yıllar boyu tekrarlanarak devam edebilir.

Obezitenin oluşumunda önemli rol oynayan bir diğer önemli psikolojik etken ise Gece Yeme Sendromudur.

Gece Yeme Sendromu, bir kişinin daha çok akşam 6’dan sonra, özellikle akşam 8 - sabah 6 arası, aşırı yeme isteği ile günlük kalori alımının %56sını alması olarak nitelendirilebilir.
Kişiler gece yemelerinde daha çok bol karbonhidrat içeren besinlere ağırlık verirler.   
Bazen kişi gece uykusundan uyanıp yemek yer. Gece aşırı yemenin ardından kişi tokluk hissinden dolayı sabah genelde kahvaltı etmek istemeyebilir. Günü öğleye kadar bir şey yemeden geçirebilir. Bu durum gün içindeki tüm öğün saatlerinin kaymasına neden olur. Gece aşırı yeme krizleri kilo alımına dolayısıyla obeziteye sebep olabilir.
Depresyon gibi psikolojik sorunların obezitenin gelişiminde etkisi olduğu bilinmektir. Depresyonda düşük enerji düzeyi, halsizlik ve mutsuzluk duyguları kişiyi tüm aktivitelerde yetersizlik duygusuna sürükler. Uyku düzensizlikleri, hayattan zevk almama, çaresizlik, yetersizlik, öfke gibi duygular yoğun yaşanır. Duygudurumdaki değişimlerin ve negativizmin kişinin yeme ve beslenme davranışlarını olumsuz etkileyerek duygusal yeme ataklarının yaşanmasına neden olabilmektedir. Bu nedenle depresyon gibi psikolojik sorunların varlığı, zayıflama programının gerektirdiği gibi uygulanmasını engeller.
Kaygı bozukluklarında, her an kötü bir şey olacakmış gibi endişeli, huzursuz ve tedirgin olma, kaygıları kontrol edememe durumu, devam eden huzursuzluk gibi duygular yoğun olarak yaşanır. Kişilerde uyku bozukluğu, yorgunluk ve halsizlik, konsatrasyon problemleri, ani tepki verme gibi sorunlar görülür. Bu sorunların varlığı yeme davranışını olumsuz etkilemekte ve zayıflama programına uyumu zorlaştırmaktadır.
Özellikle, depresyon, kaygı bozuklukları duygusal/tepkisel yeme, gece yeme sendromu obeziteye  sebep olabileceği gibi, obezitede bu psikolojik rahatsızlıklara sebep olabilir. Dolayısıyla birbirinden kesin çizgilerle ayırmak güçtür.

 
Obezitenin Yol Açtığı Psikolojik Sorunlar:

Aşırı kilolu insanlara karşı oluşan önyargı toplumun her kesiminde oluşabildiği için bu durumu yok saymak oldukça zor, hatta imkansızdır.
Kilonun getirmiş olduğu fiziksel engeller ve doktorların kilonun sağlık üzerindeki olumsuz etkilerine dair açıklamaları dışında çevreden gelen yargılar da baskı yaratır. Aileden, arkadaşlardan gelen eleştiriler, sokaktaki insanların bakışları aşırı kilolu insanların baş etmek zorunda kaldığı başlıca durumlardır.
Bu durumlarla karşı karşıya kalmamak için kişi kendini çevresinden soyutlayabilir. Özgüven eksikliği artar. Duygusal ilişkilerde karşı cinse yaklaşmak kaygı verici bir durum haline gelebilir, sosyal ilişkilerde problemler yaşayabilirler.. Cinsel hayatta olumsuz beden imajına bağlı problemler ortaya çıkabilir.
 
Eğer bedeni ile barışık olmayan aşırı kilolu kişiler, bu problemin duygusal, sosyal hayatlarını etkilediğini düşünüyorlarsa mutlaka psikolojik destek almaları gerekir. Bir çok aşırı kilolu kişinin kendilerine ve bedenlerine karşı geliştirdikleri öfke, utanç yemek yeme isteğini tetikleyebilir. Kişi yedikçe kilo alır, kilo aldıkça öfke ve pişmanlığı artabilir, öfke ve pişmanlık da daha çok yemeğe itebilir. Bu durum kısır döngü haline gelebilir.
Obez olan kişilerin daha önce de söz edildiği üzere psikolojik destek alarak kendilerini olduğu gibi kabul etmeleri ve bedenlerini sevmeyi öğrenmesi gerekir. Kendilerini olduğu gibi kabul ederek sosyal ortamlardan kaçınmamak, özgüven eksikliğini gidermelerine ve daha neşeli olmalarına yardımcı olacaktır. Kilolu iken gelişen sosyal davranışlarının kilo verdikten sonra değişmesi oldukça zordur. Kendini toplumdan izole eden aşırı kilolu bir kişinin kilo verdikten sonra birden sosyalleşebilmesi oldukça güçtür.

Bunun yanı sıra, kilo verme ile gerçeklesen özgüven artışı ve olumlu beden imajı, kişinin birkaç kiloyu geri alması ile birlikte yok olur. Dolayısıyla kişinin özgüveninin ve beden imajının kiloyla bağıntılı olması kalıcı olmayacak, kilo alındığı zaman ayni problemler tekrar yaşanacaktır.
Kişinin özgüvenini ve bedeni ile ilgili olumlu bir algı geliştirmesi için kilo kontrolünün yanı sıra psikolojik destek gerekmektedir. Böylece, birkaç kilonun geri alınması halinde kişinin başarısızlık duygusuna kapılıp yemeğe sığınmasını engelleyecektir.
 
Obezite Tedavisi

Obezite tedavisinde davranış terapisi, farmakoterapi, düşük kalori diyetleri, cerrahi gibi birçok yol vardır. Burada önemli olan kişi için en uygun tedavi yönteminin bulunmasıdır. Ancak kilo kontrolünde tedavi yöntemi ne olursa olsun yaşam şekli değişikliği çok büyük rol oynamaktadır.
 
Obezite Tedavisinde Davranışsal Yaklaşım 

Obezite programlarında davranışları değiştirmeye yönelik davranışsal terapi tekniği kullanılabilir. Amaç, önceden kazanılmış sağlıksız davranışların yerine yenilerini geliştirmek, yaşam şekli değişikliği sağlamaktır. Örneğin kişi atıştırarak, hızlı yemek yiyorsa, günlük hayatı içinde yemek yemeye belirli bir vakit ayırmıyordur. Dolayısıyla yeme davranışını değiştirdiği zaman gün içindeki zaman akışını da tekrar düzenlemelidir.
Kayıt tutma tedavinin en önemli unsurlarındandır. Kişi diyet boyunca diyeti bozduğu anlarda veya aşırı yeme isteği uyandığı anlarda duygu ve düşüncelerini kaydetmesi, hangi durumların ve duyguların bu duyguları tetiklediğini not etmesi kişi için diyet boyunca problem olan noktaların saptanmasını sağlar. Psikolog yardımı ile bu duyguların kökenine inilir, bu duyguları tetikleyen durumlarla baş etme yöntemleri geliştirilir.
Hedef belirleme davranışçı tedavide bir diğer önemli unsurdur.  Kişinin hedef kilo belirlemek için kilo geçmişine bakılması gerekir. Çoğunlukla ilk olarak kilonun % 10’u gibi bir oranın verilmesi yeterli olarak düşünülür. Kişinin istediği kilo ile ilgili mutlaka konuşulması ve olası gerçekdışı kilo hedeflerinin ortaya çıkarılması gerekir. Ayrıca davranışsal tedavide büyük değişimlerden çok küçük değişiklikler önemli ve önceliklidir. Ulaşılması yüksek hedefler belirlenmesi kişinin kilo verme sürecindeki motivasyonunu düşürerek, başarısızlık duygusunun yaşanmasına neden olacak ve kişinin zayıflama programından uzaklaşmasına neden olacaktır.

Bunun yanı sıra beden imajı ve kilo verme konusunda kişiyi duygusal olarak etkileyen, motivasyonu azaltan olumsuz düşünceler üzerinde çalışılır ve davranışsal boyuta geçirilmesi sağlanır.

Düşünce Hataları

Kilo problemi yaşayan ve defalarca diyet yapıp bırakan kişilerde bazı olumsuz düşünme şekillerine rastlanır. Bunların ele alınarak yeniden düzenlenmesi ve değiştirilmesi gerekir.

İki uçlu düşünme: Olayları ya da insanları ya hep ya hiç olarak değerlendirme eğilimidir.
Örneğin: Düşük kalorili yemekler yediğim zaman kendimi çok iyi hissediyorum. Ama kalorili bir şey yediğim zaman kendimden nefret ediyorum.

Geleceği okuma: Geleceğe ilişkin kehanette bulunmak. Kesin birşeyler kötü gidecektir ya da ileride bir tehlike vardır.
Örneğin: Diyeti kesin başaramayacağım.

Keyfi çıkarsama: Çelişkili ya da daha önemli kanıtları yok sayarak, bir takım ilişkisiz detayları göz önünde bulundurup kendince sonuçlar çıkarmak.
Örneğin: şişmanım bu yüzden ilişkim kötü gidiyor.

Felaketleştirme: Olmakta olan veya olacak olan şeylerin kişinin kaldıramayacağı kadar korkunç olacağına inanmasıdır.
Eğere biraz daha kilo alırsam ayakta duramayacak hale geleceğim.

Olumluyu yok sayma: Kazanılan başarının önemsiz olduğunun iddia edilmesidir.
Bu kadar kiloyu herkes verebilir.

Olumsuz süzgeç: Hemen hemen sadece olumsuzlar üzerine odaklanılır ve nadiren olumlular önemsenir.
Örneğin: Beni beğenmeyen tüm insanlara bak.

Kişiselleştirme: Kişi olumsuz olayları orantısız şekilde kendine bağlar, bazı olayların başkalarından da kaynaklanabileceğini görmez.
Örneğin: Şuradaki insanlar fısıldaşarak konuşuyorlar, kesin son zamanlarda ne kadar kilo aldığımla ilgili.

Aşırı Genelleme: Tek bir olay temelinde bütünsel bir olumsuzluk algılanmasıdır.
Örneğin: Kilo vermeyi denedim, işe yaramadı, demek ki benim kilo vermemin hiç imkanı yok.

Etiketleme: Bir bütün olarak olumsuz özellikleri kendisine yükleme eğilimidir.
Örneğin: Ben diyet yapmakta başarılı olabilecek biri değilim.

Zihin Okuma: İnsanların düşünceleri hakkında yeterli kanıt olmaksızın onların ne düşündüğünü bildiğini varsayma.
Örneğin: herkes benim başarısız, iradesiz  olduğumu düşünüyor.

Mükemmeliyetçilik: Başarma ve üstesinden gelinmesi istenen konularda kişinin kendisiyle ilgili aşırı bir beklenti içerisinde olması.
Örneğin: istediğim kilonun 1-2 kilo bile üstünde olmak benim için kabul edilemez.
 
Egzersiz
Egzersiz kalori yakımını sağladığı gibi aynı zamanda da iştahı bastırıcı bir etki yapar. Egzersiz yapmak kilo verirken kas dokularının korunmasını sağlar. Ayrıca egzersizin kişinin vücudunu da olumlu değerlendirmesinde, özgüveninin artmasında ve psikolojisinin iyileşmesinde de önemli bir rol oynamaktadır.
 

Uzm. Klinik Psikolog Nilgün Hasan Dereköy