Otomatik Pilottan Çıkıp Direksiyona Geçme Zamanı: Nasıl Anda Kalırız?
Bir önceki yazımda anda kalmanın niçin hem bu kadar önemli hem de bu kadar zor bir deneyim olduğunu konuşurken buluşmuştuk. Bu kez de gelin birlikte anda kalma deneyimlerini arttırmanın yollarını keşfedelim.
Otomatik pilotta deneyimlenen hayatta belirli tetikleyicilerin ardından gelecek davranışlar genellikle zaten eşleşmiştir ve zincir halkaları gibi birbirini takip eder. Daha iyi anlamlandırabilmek için günlük yaşamdan örnekler verebiliriz. Merdivenlerden inişini gözünüzden canlandırın, bir sonraki basamağa mı odaklanıyorsunuz yoksa sonrasında gideceğiniz yer/yapacağınız iş/görüşeceğiniz kişide mi aklınız? Hatta “dalgınlıkla” son basamakta ayağınızın boşluğa gider gibi oluşunu da yaşamış olabilirsiniz.
Aslında merdivenlerden inerken bilinç seviyesinde zihniniz merdivenle (yani ‘o an’ ile) değil muhtemelen ya öncesi (geçmiş) ya da sonrası (gelecek) ile meşgul. Bir başka örneği her gün 2-3 kez tekrarladığımız bir rutin olan yemek yemekten verelim. Yemek yerken tabağınızın nasıl bittiğini fark etmediğiniz zamanları düşünün. Yemek yerken zihninizde boğuştuğunuz olaylar, yaptığınız planlar belki de iç sesinizle yaptığınız konuşmalar yediğiniz yemeğin tadına varabilmenize engel olur ve yemek bir anda biter. Anda kalma deneyimleriyle hedeflenen şey kişinin günlük yaşamının idrakında olmasını arttırmak ve otomatizmayı (yani kontrolsüzce tekrar eden örüntüleri) kırabilmektir.
Nasıl Anda Kalırız?
Arama motorlarına “Nasıl An’da Kalabiliriz?” yazarsanız önünüze muhtemelen temel Mindfulness egzersizlerinden biri olan, kuru üzüm egzersizi çıkacaktır. Bilmeyenler için minik bir özet olsun: kuru üzümün farkındalıkla yendiği, kokusuna, tadına, dokusuna odaklanıldığı bir egzersizdir. Bu egzersize her yerden ulaşabileceğiniz için sizlere farklı bir kaç öneriyle zihninizi an’da tutabilmenizin ve yaşadığınız deneyime odaklanabilmenizin yolunu açmak istiyorum. Örneğin; otomatik olarak yaptığımız diş fırçalama rutinini düşünün. Her zaman kullandığınız eliniz yerine diğer elinizle dişlerinizi fırçalamayı denemeniz, otomatikleşen o fırçalama serüveni yeniden keşfetmenize zemin hazırlayacak, dolayısıyla o ana odaklanmanızı kolaylaştıracak.
Aynı yöntemi yemek yerken de kullanabiliriz. Çatal-kaşığı her zaman kullandığınız eliniz yerine diğer elinizle kullanmanız o an adım adım yemeği kaşığınızda tutmanıza, ağzına götürmenize, çiğneyip yutmanıza olanak sağlayacak. Her iki durumda da zihniniz yaşadığınız an ile temasta olacak. Dolayısıyla an’da kalmanın temel stratejisi deneyimlenen an’ı yaşayabilmek. Bunu yapabilmenin yolu ise 5 duyu organımızı kullanmak! Etrafınızdaki sesleri duymak, kokuları almak, ağzınızdaki tadı fark etmek ve yaşanılan anı teninizde duyumsamak kimi zaman yalnızca görerek yaşadığınız anı zenginleştirecek, o anın hakkını vermenizi sağlayacaktır. Hatta belki dikkatinizi çekmiştir, dizi-film karakterinin yaşadığı andan keyif aldığını belirtmek için kollarını açıp doğayı duyumsaması ve derin bir nefes alması resmedilir. Bu duyumsama yöntemlerine ek olarak kendinize “Ben şu anda ne düşünüyorum?” “Aklımdan ne geçti?” “Ne hissediyorum?” şeklinde soracağınız sorular da duygusal ve bilişsel farkındalığınızı destekleyecektir.
Yaşama temas ettiğiniz, hayatınızı yaşadığınız an’ın idrakiyle kendi seçimleriniz doğrultusunda şekillendirdiğiniz, acısının da tatlısının da hakkını verdiğiniz günlerle hayatı farklı bir tatla deneyimlediğinizi göreceksiniz.
Uzm. Klinik Psk. Zeynep Hilal Çelik

