Çocukluğun Sokaklarında Yürümek: Geçmişimize Psikolojik Bir Yolculuk
Çocukluğun Sokaklarında Yürümek:Geçmişimize Psikolojik Bir Yolculuk
“Çocukluğun sokaklarında yürümek” yalnızca bir nostalji eylemi değildir; bu, zihnin ve kalbin geçmişe doğru yaptığı derin bir içsel yolculuktur. Her birey, yetişkinlik döneminde farkında olmadan çocukluğunun izlerini taşır. Bu izler bazen güven duygusuna, bazen kaygıya, bazen de ilişkilerde tekrar eden döngülere dönüşür.
Bir psikolog olarak en sık gözlemlediğim durumlardan biri şudur: İnsanlar bugünkü duygusal tepkilerinin kökenini çoğu zaman çocukluklarında yaşadıkları deneyimlerle bağdaştıramazlar. Oysa çocukluk, bireyin dünyayı algılamayı öğrendiği ilk haritadır
Çocukluk Neden Bu Kadar Belirleyicidir?
İnsan beyni, özellikle ilk 7 yılda yoğun bir duygusal ve bilişsel kayıt sürecindedir. Sevgiyle kurulan bağlar, güvenli bir ortam, görülmek ve duyulmak… Tüm bu deneyimler, bireyin ileriki yaşamında:
- Kendini nasıl algıladığını
- İnsanlara ne kadar güven duyduğunu
- Sınır koyma becerisini
- Sevilebilirlik inancını doğrudan etkiler.
Eğer çocuklukta duygular bastırılmış, ihtiyaçlar sürekli ertelenmiş veya kişi kronik bir eleştiriye maruz kalmışsa, yetişkinlikte içsel bir “eksiklik” hissi gelişebilir. İşte bu yüzden çocukluğun sokaklarında dolaşmak, aslında bugünkü yaralarımızın nereden geldiğini anlamaya çalışmaktır
O Sokaklarda Neler Bıraktık?
Çocukluk; yalnızca oyun, kahkaha ve masumiyet değildir. Kimi insan o sokaklarda korkularını bıraktı, kimi sesini, kimi de kendiliğinden olma hakkını…
Bazı danışanlarım, çocukluklarını hatırladıklarında şu cümleleri kullanır:
“Hiç çocuk olamadım.”
“Hep güçlü olmak zorundaydım.”
“Kimse beni gerçekten dinlemedi.”
Bu cümleler birer şikayet değil; bastırılmış duyguların bugüne sızan yankılarıdır.
Yetişkinlikte O Sokaklara Yeniden Dönmek
Psikolojik iyileşme çoğu zaman “şimdiki zamanda kalmak” kadar, geçmişe sağlıklı bir biçimde dönebilmeyi de kapsar. Çocukluk sokaklarında yeniden yürümek, kendimizi suçlamak için değil; anlamak, şefkat göstermek ve içimizde kalan çocuğu rahatlatmak içindir.
Kendimize şu soruları sormak iyileştirici olabilir:
- O zaman en çok neye ihtiyaç duyuyordum?
- Kimden bunu alamadım?
- Bugün bunu kendime verebilir miyim?
Bu sorular, içsel ebeveynlik kavramının temelini oluşturur. Çünkü iyileşme, yaşadıklarımızı yok saymak değil; onlarla temas edebilecek kadar güçlenmektir.
Çocukluğun Sokaklarında Kaybolmak Değil, Kendini Bulmak
Geçmişe dönmek bazen hüzünlüdür. Çünkü bazı sokaklar karanlık, bazı kapılar hala kapalıdır. Fakat psikolojik olarak şunu biliyoruz: Hatırlamak, yüzleşmek ve anlamlandırmak insanı kırmaz, aksine bütünleştirir. Çocukluğumuz, kaderimiz değildir. Ama pusulamızdır. Bugün kim olduğumuzu anlamak için, bir zamanlar kim olmak zorunda kaldığımızı görmemiz gerekir.
Ve bazen en büyük şifa, o sokaklarda kaybolmak değil; kaybolduğumuz yeri fark edebilmektir.

