Travma Bedende Saklı Kalır: Bugün Verdiğimiz Tepkiler Gerçekten Bugüne mi Ait?
Travma Bedende Saklı Kalır: Bugün Verdiğimiz Tepkiler Gerçekten Bugüne mi Ait?
Hayatımızın bazı dönemlerinde verdiğimiz duygusal tepkilerin şiddeti bizi şaşırtabilir. Partnerimizin söylediği bir söz, iş yerinde aldığımız bir geri bildirim ya da bir arkadaşımızın davranışı karşısında kendimizi beklediğimizden çok daha öfkeli, kırgın, kaygılı veya çaresiz hissedebiliriz. Bazen yaşadığımız duyguların yoğunluğu içinde bulunduğumuz durumla orantılı görünmez. Bu gibi anlarda çoğu kişi kendine şu soruyu sorar:
“Neden bu kadar tepki verdim?”
Bu sorunun cevabı her zaman bugünün koşullarında saklı değildir. Bazen tepki veren yetişkin benliğimiz değil, geçmişte incinmiş ve ihtiyaçları karşılanmamış çocuk tarafımızdır. Çünkü travma yalnızca zihinde saklanan bir anı değildir; bedenimizde, sinir sistemimizde, ilişki kurma biçimlerimizde ve kendimize dair oluşturduğumuz inançlarda yaşamaya devam edebilir.
Travma Sadece Hatırladığımız Bir Olay Değildir
Travma denildiğinde çoğu insanın aklına büyük felaketler, kazalar veya ciddi yaşantılar gelir. Oysa psikolojik açıdan travma, kişinin baş etme kapasitesini aşan ve kendisini çaresiz, yalnız, değersiz veya güvensiz hissetmesine neden olan her türlü deneyimi kapsayabilir.
Özellikle çocukluk döneminde yaşanan duygusal ihmal, sürekli eleştirilme, reddedilme, kıyaslanma, aşağılanma, sevgiden mahrum bırakılma veya güvenli bağlanmanın kurulamaması gibi deneyimler kişinin ruhsal gelişiminde derin izler bırakabilir.
Çocukluk döneminde yaşanan bu deneyimler çoğu zaman unutulmuş gibi görünse de beden ve sinir sistemi onları hatırlamaya devam eder. Bu nedenle kişi yıllar sonra benzer bir durumla karşılaştığında geçmişte yaşadığı duygular yeniden canlanabilir.
Bir anlamda travma kişiye şöyle söyler:
“Sen aslında otuz yaşında değilsin. Hâlâ beş yaşındaki o çocuksun ve dünyayı onun gözlerinden görüyorsun.”
İşte bu nedenle bugün yaşadığımız bazı duygusal reaksiyonlar mevcut olaylardan çok daha eski hikâyelerin izlerini taşıyor olabilir.
Travma Neden Bedende Saklı Kalır?
Travmatik deneyimler beynin normal anıları işleme biçiminden farklı şekilde kaydedilebilir. Tehlike anında hayatta kalmaya odaklanan sinir sistemi, yaşanan deneyimi tam olarak işleyemeyebilir. Bu nedenle olay geçmişte kalmış olsa bile beden onu tamamlanmamış bir tehdit gibi algılamaya devam edebilir.
Kişi mantıksal olarak güvende olduğunu bilse bile bedeni farklı bir hikâye anlatabilir. Kalp atışları hızlanabilir, nefes alışverişi değişebilir, kaslar gerilebilir, mide rahatsızlıkları ortaya çıkabilir ya da yoğun bir huzursuzluk hissedilebilir.
Bu durum çoğu zaman kişinin kendisini anlamasını zorlaştırır. Çünkü zihin “Bu kadar korkacak bir şey yok” derken beden çoktan alarm sistemini devreye sokmuştur.
Aslında travma yalnızca hatırladığımız olaylarda değil, bedenimizin verdiği otomatik tepkilerde de yaşamaya devam eder.
Çocukluk Yaraları Yetişkin İlişkilerine Nasıl Taşınır?
İnsanlar dünyayı ilk olarak bakım verenleri aracılığıyla tanır. Sevildiğini, kabul edildiğini ve güvende olduğunu hisseden çocuklar daha sağlıklı ilişki örüntüleri geliştirebilirken; ihmal, reddedilme veya tutarsız bakım deneyimleri yaşayan çocuklar ilişkiler hakkında farklı öğrenmeler geliştirebilir.
Örneğin çocukluk döneminde sık sık terk edilme korkusu yaşayan bir birey yetişkinlikte partnerinin geç cevap vermesini yoğun bir kaygıyla karşılayabilir. Sürekli eleştirilen bir çocuk büyüdüğünde iş yerindeki basit bir geri bildirimi bile kişisel bir başarısızlık olarak algılayabilir. Duygusal ihtiyaçları karşılanmamış bireyler ise ilişkilerde sürekli olarak anlaşılmadıklarını veya yeterince değer görmediklerini hissedebilirler.
Bu noktada kişi aslında bugünkü partneriyle değil, geçmişte yaşadığı yaralarla mücadele ediyor olabilir.
Aşırı Tepki mi, Eski Bir Yaranın Tetiklenmesi mi?
Danışanların terapi sürecinde sıkça dile getirdiği ifadelerden biri şudur:
“Aslında bu kadar büyütülecek bir şey değildi ama kendimi durduramadım.”
Çoğu zaman burada yaşanan durum aşırı tepki vermek değildir. Asıl mesele, mevcut olayın geçmişteki yaraları tetiklemesidir.
Örneğin partnerinizin kısa ve mesafeli bir mesajı sizde yoğun bir terk edilme korkusu yaratıyorsa, verdiğiniz tepki yalnızca o mesaja ait olmayabilir. O an bedeniniz ve zihniniz geçmişte yaşadığınız benzer duygusal deneyimlere de yanıt veriyor olabilir.
Başka bir deyişle, bugün yaşanan olay yalnızca düğmeye basar; asıl yük geçmişten gelir.
Sinir Sistemi Tehlikeyi Nasıl Algılar?
Travmatik deneyimlerin ardından sinir sistemi bazı durumlara karşı aşırı hassas hale gelebilir. Bu durum kişinin gerçek bir tehlike olmasa bile tehdit algılamasına neden olabilir.
Bu süreçte genellikle üç temel tepki ortaya çıkar:
Savaş: Öfkelenmek, tartışmak, savunmaya geçmek.
Kaç: Ortamdan uzaklaşmak, ilişkiyi bitirmek istemek, iletişimi kesmek.
Donma: Sessizleşmek, hissizleşmek, karar verememek veya hareketsiz kalmak.
Bu tepkiler çoğu zaman bilinçli olarak seçilmez. Sinir sistemi kişinin güvenliğini sağlamaya çalışırken otomatik olarak devreye girer. Ancak geçmişte işe yarayan bu savunmalar yetişkinlikte ilişkileri zorlaştırabilir.
Terapi Sürecinde Ne Değişir?
Psikoterapi sürecinin önemli amaçlarından biri kişinin hangi durumlarda tetiklendiğini fark etmesine yardımcı olmaktır. Çünkü fark edilmeyen yaralar çoğu zaman davranışlarımızı yönetmeye devam eder.
Terapi sırasında kişi yalnızca yaşadığı belirtileri değil, bu belirtilerin kökenlerini de anlamaya başlar. Geçmiş deneyimlerin bugünkü ilişkiler üzerindeki etkileri keşfedilir. Kişi zamanla kendi duygularını düzenlemeyi, ihtiyaçlarını daha sağlıklı ifade etmeyi ve tetiklenme anlarında geçmiş ile bugünü ayırt etmeyi öğrenir.
BDT, Şema Terapi ve EMDR gibi yaklaşımlar travmatik deneyimlerin etkilerini anlamada ve yeniden işlemlemede etkili yöntemler arasında yer almaktadır. Bu süreç kişinin geçmişini silmez; ancak geçmişin bugünü yönetme gücünü azaltabilir.
İyileşmek Ne Anlama Gelir?
İyileşmek yaşananları unutmak anlamına gelmez. İyileşmek, geçmişte yaşananların bugün üzerindeki etkisini fark edebilmek ve artık yaşamı o yaraların yönlendirmesine izin vermemektir.
Bir süre sonra kişi kendisine şu soruyu sorabilmeye başlar:
“Şu an konuşan yetişkin tarafım mı, yoksa incinmiş çocuk tarafım mı?”
Bu farkındalık, değişimin başladığı noktadır.
Çünkü bazen bir tartışmada karşımızdaki kişiye değil, geçmişte bizi inciten birine cevap veriyor olabiliriz. Bazen reddedilmekten korktuğumuz için uzaklaşıyor, bazen de yeniden yaralanmamak için öfkenin arkasına saklanıyor olabiliriz.
Travma bedende ve zihinde iz bırakabilir. Ancak bu izler kader değildir. Güvenli bir terapötik ilişki, farkındalık çalışmaları ve uygun psikoterapi yöntemleriyle kişi geçmiş yaralarını anlayabilir, dönüştürebilir ve yaşamını bugünün gerçekliği üzerinden kurmaya başlayabilir.
Çünkü iyileşme; geçmişin sesini susturmak değil, onu duymak, anlamak ve artık yetişkin benliğimizle cevap verebilmeyi öğrenmektir.

